45-CORONA SONRASI GÜNEŞ ENERJİSİ ve YEŞİL DÜZEN

2020’de dünya Çin’den yayılan Covid-19 pandemisiyle sarsıldı. Pek çoğumuzun hayatlarında ilk defa şahit olduğu bu salgın küresel ölçekte beklenmedik bir can kaybına ve ekonomik küçülmeye sebep oldu. Bir başka bakış açısıyla pandemi, ülkeler için kendilerine özel ve diğer ülkeler arasındaki konumlarını değerlendirmek için de büyük resmi bir an için durdurdu. Pandeminin ortaya çıkardığı ekonomik zaaflar, ülkelerin dikkatini kendi yerel değerlerine, kaynak yönetimlerine, üretim kapasite ve güçlerine çevirmesine yol açtı ve en kötü senaryo halinde sürdürülebilirliğin nasıl sağlanabileceğine dair yeni bakış açıları üzerinde çok boyutlu düşünme imkanı sundu.

Pandemi neticesinde getirilen karantina önlemleri sonucu bir süreliğine durdurulan üretim süreçleri elektrik talebinde ciddi düşüşe, tedarik zincirlerinde de aksamaya neden oldu. Üretimde ve servis sektöründe düşen talep, ev kullanıcısı yönlü artan taleple kısmen dengelendi. Ancak mesken ve endüstriyel elektrik talep ölçeklerinin ne kadar farklı olduğu düşünülecek olursa, mesken kaynaklı yüksek hacimli talebin etkisinin kaydadeğer ancak yine de kısıtlı olduğunu söylemek mümkün. Ülkeler bazında alınan karantina ve kısıtlılık önlemleri hem dönemsel hem de uygulama pratikleri açısından farklılık gösterdiğinden, genel olarak bir düşüş seyri gözlemlense de, talebin dalgalanma aralıkları farklı gerçekleşmiştir. Çin’de enerji talebi karantina uygulanan Ocak ayında düşmeye başlamış, Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %11 oranında dramatik bir düşüş sergilemiştir. Yaz aylarında sınırlamaya yönelik önlemler gevşetildikçe talep eski seyrine geri dönmüştür.

Covid-19 öncesi dönemde bile çok parlak olmayan ekonomik göstergeler,salgının etkisiyle daha da zayıflamış ve gerilemiştir. 2019’da global enerji tüketiminin artış oranı önceki yılların %2 olan ortalamasının çok altında kalarak %0.6 olarak açıklanmıştı. IEA’nın tahminine göre 2020’de bu oranın çok daha gerileyerek, 2019’a kıyasla global enerji talebinde %5 bir düşüşe neden olması beklenmektedir.

Diğer bir önemli etki, iş yaşamını evden sürdürmenin sonucu olarak kişisel ve toplu ulaşım kullanımının dramatik bir şekilde düşmesidir. Küresel petrol talebi 2020 başlarında %57 oranında azalış sergilemiştir. Bu sayede karbon emisyonları ciddi bir miktarda gerilemiş, Paris Antlaşması ve sürdürülebilirlik senaryolarının öne sürdüğü düşüşlerinin gerçekleşebileceğine dair bir nevi simülasyon sunmuştur. Ancak bu derece bir düşük seyrin sürdürülebileceğine dair görüşler tartışmalıdır. Öte yandan, pandemi etkisi altında düşük seviyede gerçekleşen salımlar yapılması gereken planlara dair daha net bir görüş kazandırmıştır.

Pandeminin etkisiyle, önemli bir gündem maddesi olan enerji dönüşümünün özellikle ekonomik olarak tahribatı fazla olan gelişmekte olan ülkelerde bir süre ağırdan alınması söz konusu olabilecektir. Ekonomiyi ayağa kaldırmak için atılan adımlar, karbon salımını düşürmeye yönelik politikalarda bir yavaşlamaya sebep olabilecektir. Bu yüzden, sivil toplum kuruluşları şimdiden bu önlemlerin Paris Antlaşması ve Yeşil Mutabakat göz önünde tutularak alınması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Kaynağa yapılan yatırımın maliyeti ve ne şekilde fonlandığına bağlı olarak, bu seyir ülkeler nezdinde farklılık gösterecektir. Avrupa Birliği ülkeleri bu dönemde tüm çaba ve finansal kaynaklarını hedefleri doğrultusunda yeşil enerjiye dönüşüm için seferber etme karanlığındadır. Diğer bir etki, üretim konusunda gerçekleşmiş, Çin’den olan tedariğin aksamaya uğraması sonucu, Avrupa Çin’e olan bağımlılığını azaltmak için güneş paneli ve hücre üretimi konusunda girişimlerde bulunmuştur. Türkiye’de de yenilenebilir enerjiye yönelik gelişim devam etmekte, özellikle maliyet açısından oldukça makul bir seviyeye gelen güneş enerjisinin gelişimine devam edeceği düşünülmektedir. Tedarik zincirlerinde, pandemi dönemi başındaki belirsizlikten kaynaklanan bir aksama olsa da, yaz aylarından itibaren ülkemizde de bir toparlanma gerçekleşmiş, kurulumlar devam etmiştir. Pandemi etkisi daha çok çatı tipi kurulumlara yönelik olmuş, sosyal mesafenin rahatça sağlanabildiği, pandemi önlemlerinin alınabildiği arazi kurulumları sıkıntısız bir şekilde ilerlemiştir.

Öte yandan özellikle salgın gibi olağanüstü koşullar altında yenilenebilir enerji kaynaklarının dağıtık, esnek ve bağımsız yapısının enerji arz güvenliğine yönelik oluşturduğu güvence daha ön plana çıkmıştır.

Birleşmiş Milletler’in en son yayınladığı rapora göre Paris Antlaşması’nın global ortalama sıcaklık artışını 2°C altında, mümkünse 1.5°C ile sınırlama hedefini gerçekleştirmek için pandemi sonrası toparlanma döneminin bir parçası olarak ivedilikle yatırımlara ihtiyaç bulunmaktadır. Pandemi sonrası alınacak tüm önlemlerin, iklim değişikliğiyle mücadele amaçlarına uyumu gözetildiği takdirde Paris Antlaşması hedefinin tutturulması mümkün olacaktır. Dolayısıyla, karbon-nötr teknolojileri ve altyapısı desteklenmeli, fosil yakıtlara olan teşvikler düşürülmeli, kaldırılmalı, yeni kömür santralleri yapımı önlenmeli ve ağaçlandırma gibi çalışmalar önceliklendirilmelidir. Bu önceliklendirmeler Avrupa Birliği’nin 2030’a kadar emisyonlarını 1990’lar seviyesine göre %50-55 oranında azaltılmasını, 2050’ye kadar üye ülkeler kapsamında karbon-nötr olmayı hedefleyen, 2019’da açıklanan yol haritası olan ‘Yeşil Mutabakat’a da uyumludur. Yeşil Mutabakat iklim değişikliğine karşı bir mücadele planının yanı sıra enerji, inşaat, tarım ve ulaşım alanlarında uygulanabilecek döngüsel bir ekonomi konseptini de ortaya koymaktadır.