40-YENİLENEBİLİR ENERJİ SERTİFİKALARI VE KARBON VERGİSİ

İklim krizi farkındalığı arttıkça bunun etkilerini azaltmak için, hem devletler hem de şirketler ve halkta, tüm dünyada, karbonsuzlaşmaya ve yenilenebilir enerji kullanımına doğru bir yönelim olmuştur. Özellikle, 2020’de sona erecek Kyoto Protokolü ve bunun yerini alacak, Birleşmiş Milletler’i oluşturan ülkelerin çoğunluğunca 2015’te imzalanan Paris Antlaşması ile bu yönelim daha da önem kazanmıştır. Yenilenebilir enerji sertifikaları ve karbon vergileri, bu karbonsuzlaşma ve yenilenebilir enerji kullanımı sürecini hızlandırmak adına ortaya konmuş uygulamalardır.

Yenilenebilir enerji sertifikaları, yenilenebilir enerji üreten santrallere, ürettikleri elektrik enerjisi oranında, bu sertifikaları vermeye yetkilendirilmiş kuruluşlarca verilen sertifikalardır. Bu sertifikalar, elektrik üreticileri tarafından satın alınabilir; böylece sertifikayı satın alan tüketici, kullandığı elektriğin yenilenebilir enerji santralinden geldiğini, üçüncü taraflara gösterebilir. Özetle bu sertifika bir nevi “temiz enerji kaynak garantisi” (guarantee of origin) sağlamaktadır. Yenilenebilir enerji sertifika sisteminin sağladığı esneklik, bir tüketicinin, direk olarak kendisi yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretmeden de tükettiği elektriği, temiz enerji kaynaklarından sağladığını ortaya koyabilmesindedir. Ayrıca bu yolla, yenilenebilir enerji üreten santraller ek bir gelir elde ederek, bu santrallerin hayata geçmesi desteklenmiş olur.

Yenilenebilir enerji sertifikaları satın almak, büyük elektrik tüketicilerinin, karbon ayak izlerini azaltmak için başvurdukları yöntemdir. Bu yönteme, iklim krizi farkındalığı ile gönüllü başvuran firmalar olduğu gibi, zaman zaman devletlerin karbonsuzlaşma politikaları çerçevesinde, kullandıkları elektrik enerjisinin temiz kaynaklardan geldiğini kanıtlama ihtiyacı nedeniyle zorunlu tutularak da başvuran firmalar olmaktadır. Özetle, bu sertifikalara talep, tabandan, yani şirketin müşterileri veya ortaklarından geldiği gibi, tepeden, yani devletlerin, mevzuat aracılığıyla bu sertifikalara zorunlu tutması ile de gelebilmektedir.

Dünyadaki en yaygın yenilenebilir enerji sertifika sistemlerinden biri Gold Standard sertifikasyon sistemidir. Merkezi Cenevre’de bulunan bir sivil toplum kuruluşu olan Gold Standard Kuruluşu tarafından düzenlenir. Sertifikaların gerçekten sürdürülebilir ve yeşil projeler kaynaklı olduğunu garanti etmek ve firmalara ve diğer organizasyonlara karbon ayak izlerini küçültme imkanı tanırken, hem kaynak projelere hem de sertifikayı kullanan firma ve organizasyonlara marka değeri katmak üzere tasarlanmıştır. Diğer bir yaygın yenilenebilir enerji sertifika standardı ise I-REC (International Renewable Energy Certificate) standardıdır. Bu standard ile yaratılan REC’lerin her biri, yenilenebilir kaynaklardan üretilmiş 1 MWh elektrik enerjisine karşılık gelmektedir. Gold Standard gibi, IREC Standardı Kuruluşu da kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşudur. Türkiye, kendi yenilenebilir enerji sertifikaları sistemini 2020 senesinde çıkardığı yönetmelik ile tanımlamıştır. Yönetmelik uygulamaya 2021 senesinde geçecektir.

Türkiye’de, üretilen 1 MWh yenilenebilir kaynaktan elde edilen elektriğe karşılık yaratılacak sertifikaya YEK-G adı verilmiştir. YEK-G’ler, EPİAŞ (Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketi) tarafından yaratılacak ve ticareti EPİAŞ platformu üzerinden yapılacaktır. YEK-G sistemi gönüllülük esasına dayanmaktadır. Elektriğini dağıtım şirketinden alan ve serbest tüketici limiti altında kalan (2021 senesi için bu limit EPDK tarafından senelik 1200 kWh tüketim olarak belirlenmiştir.) tüketiciler, doğrudan YEK-G sertifikası alamamakta ancak bu sisteme, mevzuatta tanımlanmış “yeşil tarife”ye geçerek katılabilmektedir. Yeşil tarifeye geçen tüketici, elektriğini EPDK tarafından belirlenmiş yeşil tarife fiyatından almaktadır. Bu elektriği bu tüketicilere satan dağıtım şirketleri, sattıkları bir MWh yeşil tarife elektriği karşılığı, EPİAŞ’ın platformundan 1 YEK-G sertifikası almak ile yükümlüdürler. Yeşil tarife uygulaması Ağustos 2020’de başlamıştır.

Karbon vergileri ise, devletlerin, fosil yakıt yakan firmalardan aldığı bir ek vergidir. Bunun alınmasındaki amaç, karbon gazları emisyonunun azaltılmasına teşvik etmektir. Bu yolla toplanan vergilerin, yenilenebilir enerji santralleri veya karbon emisyonlarını azaltıcı diğer projelerin finansmanına fon sağlaması da yaygın bir uygulamadır. Karbon vergileri genellikle, yakılan birim fosil yakıt hacmi başına veya salınan karbon gazı tonu başına alınmaktadır. Avrupa ülkelerinde 1990’lı yıllardan itibaren, ABD’nin az sayıdaki eyaleti ve dünyanın kalanında ise 2000’li yıllardan itibaren, çeşitli zamanlarda çeşitli karbon vergisi uygulamaları yapılmıştır. Ülkemizde bu yönde bir vergi uygulaması hiç olmamıştır ancak Yeşil Yeni Düzen’in (Green New Deal) yayınlanmasıyla birlikte oluşabilecek yaptırımlara uyum sağlayabilmek amacıyla ülkemizde de çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Türkiye’nin gerek AB ilişkileri gerekse ticari ilişkilerini önümüzdeki 5-10 yıl belirleyecek olan karbon vergisi, iklim krizi uyum kapsamında da değerlendirildiğinde önemli bir etken olarak değerlendirilmelidir.