02-KÜRESEL İKLİM KRİZİ

Dünyanın önde gelen bilim insanları, 19. yüzyılın sonlarından bu yana meydana gelen 0.85ºC’lik artıştaki en büyük sorumluluğun insan kontrolündeki eylemlere dayandığını düşünmekteler. Sera gazı etkisinin artmasında fosil yakıt kullanımı, endüstriyel hayvancılık, karbon depolamada çok önemli rolü olan toprağın cansızlaştırılması, ormanların yok edilmesi gibi nedenler bulunmaktadır. Dünyanın tamamında birincil enerji ihtiyacının son 16 yılın en düşük seviyesi olan %27’si kömür ile giderilirken, sera gazı emisyonlarının %43’üne ise kömür sebep olmaktadır. Fosil kaynaklı yakıtlar ile her sene milyarlarca ton CO2 atmosfere salınmakta ve bu da dünya çapında aşırı ve beklenmedik iklim olaylarına neden olmaktadır. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan, hızla yayılan ve günlerce önü kesilemeyen yangınlar, 2019’da yaşanan ‘Tropik Fırtına Imelda’, Avrupa’da geçen yaz derinden hissedilen sıcaklık dalgası, ve biraz daha yakına gelince Türkiye’de tecrübe ettiğimiz ekstrem meteorolojik olaylar, iklim krizinin sonuçları arasında yer almaktadır.

İklim Krizi ve Türkiye

Gelişmekte olan ülkelerde, ekonomik büyüme temelli olarak sera gazı emisyonlarının artması kaçınılmaz bir gerçek. Türkiye’de bu anlamda Türkiye de bu anlamda 2005-2016 yılları arasında sera gazı emisyonlarında %49 artış göstererek OECD ülkeleri arasında ilk sıraya yerleşmiştir. Bu sebeple tedbirlere ilişkin planın bir an önce uygulamaya konması gerekmektedir.

2016’dan beri yürürlükte olan ve 197 ülkenin katılımıyla imzalanan Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 2100 yılının sonuna kadar 1,5 °C ile sınırlamayı hedeflemektedir. Türkiye anlaşmayı imzalayan ülkelerden biridir ancak ülkeleri belirli bir taahhüt altına sokan ve imzasını geçerli kılacak onayı vermemiştr. Bunun nedeni, Türkiye’nin sınıflamada, gelişmiş ülkeler arasında dahil edilmesiyle buna paralel sorumlulukların yüklenmiş olması ve bu doğrultuda finansal destekten mahrum bırakılması olarak görülmektedir. Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanabilmesi için taahhüt altına gireceği onayı vermesi kritik önem teşkil ediyor. Bu fondan yararlanabilmesi durumunda, Türkiye emisyon azaltımı ve yenilenebilir enerji yatırımları için destek sağlayabilecektir.

Elektrik Üretimi ve Tüketimi

Araştırmalara göre ABD’de tüketilen toplam enerjinin %40’ı elektrik üretiminde kullanılıyor. Elektriğe harcanan enerjinin karbon ayak izi artışında önem arz ettiğini gösteriyor. Elektrik üretiminin daha verimli hale getirilmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek karbon ayak izinin azalmasını sağlayacağı için iklim krizinin etkilerini de azaltacaktır.