Solarbaba: “Güneş Yatırımlarının Motivasyonu İklim Krizi Olacak”

01) Öncelikle, sektörde nam-ı diğer Solarbaba olarak tanınan Ateş Uğurel’i daha yakından tanıyabilir miyiz?

Elbette, Istanbul Erkek Lisesinde okuduktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünü bitirdim, sonra aynı üniversitede Çevre Bilimleri Yüksek Lisans programını da bitirdikten sonra doktoraya başladım. Ancak tam da o sırada belki de Türkiye’nin ilk güneş enerjisi şirketini kurduğum için devamsızlıktan dolayı bitiremedim. 1996 Eylül ayından itibaren sadece güneşten elektrik üretimi konusunda çalıştım. Bu 25 senenin ilk bölümünde ufak bir EPC (güneş enerjisi müteahhiti) olarak hizmet verdik. Daha sonra o zamanın Enerji Bakanı Hilmi Güler’in de destekleri ile Solarbaba platformunu daha kurumsal hale getirmeye başlayıp bugünlere kadar taşıdık ekip arkadaşlarımın da desteği ile. Solarbaba ismini de o zamanlarda sektördeki diğer oyuncular bana lakap olarak takmıştı. O günlerde çok da hoşuma gitmiyordu, ama bir şekilde bugünlere kadar geldik bu isimle 🙂 İyi de oldu galiba.

Daha sonra 2018 başında da Solarbaba BV şirketimizi Amsterdam’da kurduk, artık tüm faaliyetlerimizi o şirket üzerinden sürdürüyoruz. Bunun en büyük sebebi hem artık birçok yabancı şirketle çalışıyor olmamız, hem de başta Avrupa olmak üzere farklı coğrafyalarda hizmet verme isteğimiz. Yeni 2-3 projemiz olacak, onlar da küresel nitelikte.

02) Solarbaba birçok faaliyeti birden yürüten bir yapı haline geldi: Ekibinizdeki arkadaşlardan, yürütmekte olduğunuz projelerinize, üyelere sunduğunuz desteklerden planlanan çalışmalara doğru ayrıntıları sizden öğrenelim.

Aslında tam da bu soruyu cevapladığım zaman diliminde artık iki farklı yapıdan oluşuyoruz. Solarbaba yoluna Türkiye’de iklim krizine farklı çözümler getiren, bu konuda güneş enerjisini uzun süredir olduğu gibi yine ilgi odağında tutan ve sosyal projeler üreten sosyal bir platform olarak yoluna devam edecek. Üyelerimize sunduğumuz tüm dijital pazarlama hizmetleri de artık Prosumer (üreten tüketici) adını verdiğimiz yeni global ara yüzümüz üzerinden verilecek. Türkçe başlayacak bu projeye sene sonunda İngilizce’yi önümüzdeki sene de İspanyolca’yı eklemeyi planladık. Bu süreç hakkında önümüzdeki haftalarda daha detaylı bilgi paylaşımı yapacağız. Bu projenin vazgeçilmez bir parçası olan Prosumer2021 – Elektriğini Güneşten Üreten Tüketiciler- Konferansı da yine bu sene 6.kez gerçekleşecek.

Solarbaba’ya geri dönersek şu anda odağımızda Sunny isimli güneş enerjisi rehberi var, onu 13-15 Ekim 2021 Antalya EIF Temiz Enerji Fuarında ziyaretçilere ücretsiz dağıtmayı planlıyoruz. Sonra da farklı dillerde de hazırlayarak dünya genelinde e-kitap olarak indirilmesini hedefledik.

Yine oldukça ses getiren SolarGenç projemizin 2021-2022 döneminde üniversiteli gençlerimiz tekrar bir proje yarışmasında bir araya gelecekler. Umarım bu defa yüz yüze görüşme şansları da olacak.

Güneş enerjisinin yakın geleceğini masaya yatırdığımız ve yaklaşık 500 kişinin katıldığı SolarVizyon etkinliğimiz de her sene olduğu gibi bu sene de sonbahar-kış döneminde İzmir’de gerçekleşecek.

03) Enerji sektöründe çalışmaya başladığım dönemde, yine bir röportaj çalışması sayesinde tanışmıştık. Aradan geçen bunca yılda sadece güneş enerjisi değil, yenilenebilir enerjiye, iklim krizine dair pek çok konu hem değişti hem de gelişti. Türkiye ve dünya için gelinen noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

İklim krizine olan ilgi maalesef ülkemizde hep yaşanan “doğal” afetler sonrasında gündeme geldi. Güneş enerjisine olan ilgi de çevre bilincinden kaynaklı bir eğilim hiç olmadı. Önce cömert YEKDEM destekleri (0.133 USD/kWh) sonra da güneş elektriğinin artık serbest piyasa koşullarında da en ucuz elektrik üretim yöntemi olması, güneş olan ilginin temel sebepleri oldu. Bugünden sonra umarım iklim krizi-güneş enerjisi sektörü arasında da güçlü bir bağ kurulur. Zira iklim krizi güneş yatırımlarını arttıracak çok önemli bir motivasyon kaynağı olacak, bu noktada sektör paydaşlarının iklim değişikliğine ve ilgili gündemine kayıtsız kalması çok da anlaşılır bir durum olmaz artık.

04) Yakın zamanda tamamlanan YEKA GES-3 ihalelerinde çıkan fiyatlar, duyurusu yapılan YEKA GES-4 ve benzeri teşvik mekanizmaları ile geliştirilmeye çalışılan yatırımların geleceğini parlak görüyor musunuz? Gelişme sürecinde olan Türkiye’nin güneş sektörü için başka ne tür düzenlemelere ihtiyaç var?

Şu anda YEKA mekanizması var sadece, maalesef benzeri başka bir yöntem de mevcut değil ülkemizde. Bildiğiniz gibi YEKA-2 iptal edilmişti, şimdi daha ufak parçalara bölünerek seneye karşımıza YEKA-4 olarak gelecek, ona daha vakit var. YEKA-1 bambaşka bir yapıda idi, kendi içinde gördüğümüz kadarı ile üretim ve kurulum tarafı Karapınar’da sorunsuz olarak devam ediyor. YEKA-3 fiyatlarına gelirsek ve Türkiye finans koşullarına bakarsak belki de dünya rekoru kırılmıştır veya çok yaklaşmışızdır. Bu tip yarışmalarda çıkan rakamlar elbette önemli bir gösterge, ama en önemlisi bu rakamlarla güneş enerji santrallerinin (GES) gerçekten yapılması ve şebekeye bağlanması, işte o zaman bir başarıdan söz edebileceğiz. Onun için de herhalde daha 2-3 sene beklememiz gerekiyor. Çünkü bildiğim kadarı ile tüm yatırımcılar emtia fiyatlarının düşmesini bekleyecek.

05) Güneşte kurulu güç 2018’deki en yüksek seviyelerinden bu yana yıldan yıla düşüş gösteriyor. 2019’da 2,41 GW’den 932 MW’a ve 2020’de 672 MW’a… Pandemi de eklenince TR’de gelecek nasıl görünüyor?

Bu bir geçiş aşaması, 13.3 cent tutarındaki müthiş destek bitince elbette yatırım iştahı da azaldı, şimdi pandemi sonrası, iklim krizinin de önemli motivasyonu ile tekrar artış olacaktır diye düşünüyorum. Bu sene mesela geçen seneki 672 MW’ın oldukça üzerinde bir kurulum olacak. Devlet desteğinin olmadığı veya minimal seviyede olacağı bu yeni süreçte sayıları özel sektör dinamikleri belirleyecek.

06) Solar paneller için 2017’de uygulanan anti-damping önlemleri nihai gözden geçirme soruşturması açılmaması halinde 14 Nisan 2022’de son bulacak? Güneş enerjisi ile ilgili uzun süredir süre gelen yerli-ithal tartışması nasıl etkilenir?

Herhalde aynen devam eder, zaten sorun anti-damping değil; anlamsız gözetim uygulaması. Dünyanın tüm ülkelerinden, üstelik de güç ve teknoloji bağımsız olarak ithal edilen tüm güneş panellerine ek vergi gelmesi ne ekonomi ne de mantık kuralları ile bağdaşmıyor. Hele ki Türkiye’de hiç üretilmeyen ve de kısa-orta vadede üretilmeyecek teknolojiler için neden ek vergi alınır cevabını da pek bilen yok. Burada her zaman EPC ve yatırımcı firmalar, kalitesi elbette dünya standartlarında olmak kaydı ile EN UCUZ güneş panelini almak isterler, yerli üreticiler de her zaman sadece kendi ürünlerinin pazarda satılmasını isterler. Orta noktayı bulmak için öneriler bol miktarda getirildi ama şimdilik galiba karşılık görmedi. Bu arada KDV alacağı olan birçok yatırımcı da gözetim vergisini ödeyerek ithal güneş paneli getirmeye başladı, bu eğilim giderek artıyor.

07) Yerli üretim tarafında PV modülü üreticileri, pazardaki kullanım oranları, ekipman sıkıntısı, daha büyük PV hücre formatlarına geçiş, yeni üretim ekipmanlarına yatırım ne durumda?

Bu konuda doğal olarak finansal gücü olmayan firmalar gerekli güncellemeleri yapmadılar veya yapamadılar. Teknoloji hızlı bir şekilde değiştiği için, ona uyum sağlamanız için gerçekten finansal gücünüzün ve teknolojik birikim-tecrübenizin sağlam olması gerekiyor. Yine de bazı üreticilerin gerekli güncellemeleri yaptıklarını sosyal medyada görüyoruz, güzel bir gelişme.

Şu anda ama hepsinin temel problemi emtia fiyatlarındaki fahiş artışlar, silikon bazlı hücrelere çok ciddi zam geldi, hala da gelmeye devam ediyor. Bu üreticiler ile yatırımcılar/EPC’ler arasında ciddi hukuki problemlere de yol açabilir, dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi.

08) YEKDEM tarifeleri ve enflasyonla endekslemenin etkileri pandemide oldukça vaktimizi aldı. Güneş enerjisinin sanayici için yük olduğuna dair görüşlere yaklaşımınız nedir?

YEKDEM yük oluyorsa eğer -aksine olmadığına dair birçok rapor yayınlandı- bunda ilk sırada olanlar HES ve RES yatırımcıları. Güneş YEKDEM pastasında hem toplam kurulu gücünden dolayı, hem de kapasite faktöründen dolayı çok daha ufak bir yüzde ile yer alıyor. Zaten, hibrit santraller dışında YEKDEM’i ifade eden bir güneş enerjisi yatırımı da kalmadı. O yüzden YEKDEM’in artık güneş sektörünün gündeminden ebediyen çıkması gerektiğini düşünüyorum.

Bizim YEKDEM’imiz ve dünyanın Feed-In-Tariff’i çok büyük dönüşümün tetikleyicisi oldu. Olmasaydı bu kadar çok temiz enerji santrali yatırımı yapılamazdı ve fiyatlar düşmezdi. Ama artık bu mekanizmaya ve bu mevzuatı oluşturanlara-destekleyenlere teşekkür edip, yeni teşviksiz iş modellerine doğru hızla ilerlememiz gerekiyor.

Sanayici için uzun süreli, sabit fiyatta ucuz elektrik üretmek için çok önemli bir fırsat olan güneşin, sanayici için yük olduğu iddiası şehir efsanesinden öteye geçemez. Umarım hepsi en kısa zamanda yatırım fizibilitelerini yaparak yüzlerini güneşe dönerler.

09) Türkiye PPA- ikili sözleşme modelinin geliştirilmesinde ne tür bir ilerleme kaydediyor? PPA’nın serbest bırakılması güneş sektörü için ne anlam ifade edecek? %100 öz tüketimde tüm bürokrasinin kaldırılması, özellikle duraklamaya giren çatı GES pazarına nasıl etki eder?

Daha rahat anlaşılması için YETA diyelim, yani Yenilenebilir Enerji Tedarik Anlaşması. YETA çok kapsamlı ve detayları olan bir süreç. En basit şekilde özetlemek gerekirse, Türkiye’nin herhangi bir yerindeki kurumsal bir elektrik tüketicisinin elektrik ihtiyacını uzun süreli olarak, bir kurumsal GES yatırımcısının Türkiye’nin herhangi bir yerinde kurulmuş santralinden karşılaması diyebiliriz. Şu anda hiçbir ilerleme yok. YETA’ların devreye girmesi Türkiye enerji sektöründe bir devrim anlamına gelecek. Hem GES kapasitesi hızla artacak hem de ticarethane ve sanayi statüsündeki şirketler ucuz ve temiz enerjiden çok rahat bir şekilde yararlanma fırsatı bulacak. Bu mekanizma en başta ABD olmak üzere onlarca ülkede artık başarı ile uygulanıyor.

İlk pilot denemeleri de gerçekten en kolay şekilde bir %100 öz tüketime modeline sahip çatı üstü GES’de başlatabiliriz. Bir fabrikanın üzerine bir yatırımcı her tür sorumluluğu kendisi üstlenerek GES kurar ve çatının altındaki fabrikaya normal elektrik fiyatlarından daha ucuz olacak şekilde güneş elektriğini satar. Bunu istersek yarın bile başlatabiliriz.

10) YETA dışında sektörün önünü açabilecek, sizin de önerdiğiniz pek çok konumuz var. Bunları kısa yorumlayabilir misiniz?

-Yıllık mahsuplaşmaya geçiş
Mevsimsel tüketimi olan kurumlar için (bilhassa eğitim/okullar-tarım) için yıllık mahsuplaşma son derece gerekli.

-Serbest piyasa oyuncusu olmak isteyen yeni GES yatırımcılarına SADECE lisans verilmesi
Güzel olur, ama “Kapasite tahsisinde, yani aynı trafo merkezine yapılacak başvurularda yine çok birikim olacağından yine zorunlu bir yarışma formatına döner mi?” sorusu akla geliyor.

– Arazi tipi öz tüketimsiz lisanssız GES’lere 10 yıl sonunda belli bir bedel karşılığı lisans verilmesi.
Bunun için gerçekten çok uğraştım, en sonunda ilgili mevzuat da çıktı, detaylarına Cumhurbaşkanlığı karar verecek, son derece güzel bir gelişme. Bazı lisanssız GES’ler için ilk 10 yıl bitmek üzere galiba önümüzde sene sonunda.

-Çok kişinin katılımı ile kurulacak “sosyal” GES’lere kapasite tahsis edilmesi, kitlesel fonlamanın ve bireysel emeklilik sisteminin güneş enerjisi sektörüne entegrasyonu
Tek Türkiye değil; tüm dünya bunu hemen uygulamaya geçirmeli. Biz bu konuda bir girişim başlatacağız, “Bir elin NESİ var, iki elin GESİ var” projemizi yakında duyururuz.

-Elektrik depolamaya belli bir süre teşvik verilmesi, depolama yönetmeliği ve en yeni lisanssız elektrik yönetmeliğindeki 5.1.h’yi yorumlayabiliriz.
Yani devlet teşviklerine konsept olarak karşıyım ama belki işte YEKDEM yerine tam da bu konuda maksimum 2-3 yıllık bir ufak ek destek verilebilir. Bence bilhassa araziye kurulacak GES-RES’lerin artık önemli bölümü elektrik depolamalı olmalı. Geciktiğimiz her gün kayıp. Araziye GES kurulumunu tekrar mümkün kılan 5.1.h güzel uygulama ama YETA ile desteklenmeli artık.

-Yeni nesil (silikonsuz) güneş enerjisi teknolojilerine ArGe desteği ve katma değer yaratan (ihracat yapan) yerli üreticilere direkt maddi destek verilmesi.
Çok önemli. 1954 yılından beri aynı teknolojiyi kullanıyoruz, sadece verimi arttı fiyatı düştü. Artık “disruptive” başka bir deyişle “ezber bozan” bir değişikliğin zamanı geldi. Ülkemizde güneş paneli üretimi yapıp, bunun önemli miktarını ihraç edebilen firmalara kesinlikle direkt teşvik verilmeli. Madalyonun diğer yüzünde de hiçbir katma değeri olmayan üretim tesislerinin sektöre olan faydası-zararı rasyonel şekilde analiz edilmeli. Her yerli üreticinin de zihniyet ve ürün kalitesi olarak aynı olduğunu da söylemek zaten pek memnun değil. İyi olanların ayrışmasına destek vermek lazım.

-Hibrit yönetmeliğinde revizyon ve elektrik depolamanın eklenmesi.
Hiç şüphesiz atılması gereken bir adım, bilhassa RES + GES + depolama güzel bir üçlü haline gelir. En çok yapılması gereken hibrit uygulama çok ama çok açık ara ile HES+GES kombinasyonu olmalı. Yazın sular bitti, geçen hafta kesintiler başladı. Yazın su yok güneş var, kışın su var güneş yok. Daha güzel bir ikili olamaz, altyapı hazır, dağıtım-iletim hatları hazır-trafo merkezi hazır, bir de suyun buharlaşmasını da engelleyeceğiz. Daha güzel ne olabilir? Daha güzel şu olabilir bir de yüzer GES’ler için plastik enjeksiyon altyapı ekipmanlarını da yerli üretimle sağlayabiliriz. Şu anda çoktan Atatürk ve Keban barajı için YEKA-GES 5 ve 6 ilanının yüzer ges formatında çıkması gerekiyordu. Tek gün kaybetmeyelim.

– Her yeni yapılacak binada (mesken + ticarethane + sanayi) öz tüketim amaçlı GES kurulumunun zorunlu hale gelmesi

Aklın yolu bir. Dünyada birçok büyükşehir, en son Berlin bu süreci başlattı. Tüm mevzuat hazır, tek bir cümle eklenerek süreç başlayabilir. Dağıtık üretim ile en az 5-10 GW ek kapasite çıkar; binlerce yeni iş ve istihdam yaratır. Yarın başlamak gerekiyor. Hiçbir engel yok. Türkiye için çok büyük bir fırsat ve heba ediyoruz bunu. O binalar bittikten sonra içinde yaşayacak insanların GES yatırım kararı almaları hem çok daha zor hem de daha masraflı. Güneş kollektörleri ile su Isıtma için benzer bir yönetmelik var, sıra güneş elektriğinde.

11) Maliyetleri düşürüp verimliliği artırarak yeşil enerji sektöründe devrim yaratabilecek teknolojileri sıkça duyuyoruz. Bu konuların sağlam bir takipçisi olduğunuzu da biliyorum. Örneğin; Güneş enerjisi alanında patent analizi en yaygın olan perovskitlerin ticarileşmesine yönelik engeller nasıl ortadan kalkar?

Perovskite ilk ticari güneş hücresi üretimi başladı bile, 2-3 fabrika daha seneye üretime başlıyor. 2025 gibi tam hayatımızın içinde olur gibi geliyor bana. Bu yarışta da geri kalırsak kaybedeceklerimizi toparlamak çok zor olacak. Şu anda silikon bazlı üretim dizel araba üretimi gibi olabilir, geleceğin teknolojisine ArGe ve yerli üretim yatırımı yapmak lazım. Perovskite güneş hücresinin önündeki en büyük engel çok hızlı şekilde veriminin düşmesi. Verimlilik stabilitesi 10 yıl üzerine taşındığı anda güneş enerjisi sektöründe yeni bir dönem başlayacak.

12) Yenilenebilir enerjide artan yoğunluktaki halka arzlar hakkına görüşleriniz nedir? Bankaların yeşil enerjiye yönelen finansman seçenekleri, bitcoin ve yenilenebilir enerji kullanımına yönelik sertifikalandırma işlemleri sektöre neler sağlar?

Halka arz bildiğim kadarı ile şirketlerin yeni yatırım, yeni ARGE yapmaları için gerekli finansı halktan sağlaması mantığına dayalı. Umarım bu mantığa paralel gider her şey. Ben de merak ediyorum temiz enerji şirketlerinin borsa performanslarını. Bankalar zaten arka arkaya yaptıkları açıklamalarla fosil yakıt yatırımı finansından uzaklaşıyorlar. Ancak sadece 2-3 Çin Bankasının buna devam etmesi bile ülkemizde ve dünyada dengeleri bozabiliyor. Örneğin Adana’da inşaatı devam etmekte olan kömür santralinin de finansı Çin’den geldi sanırım. Çin’in kendi ülkesinde temiz enerji yatırımlarını finanse ederken, yurt dışında fosil yakıtlı enerji santrali finansına devam etmesi de ilginç bir paradoks tabii. Kripto para konsepti ile güneşten üretilen elektrik oldukça uyumlu aslında, herhalde önümüzdeki senelerde yeni “SolarPara” uygulamaları gündemde olur. Yine blockchain tabanlı temiz enerji sertifikaları da zaten bir süredir uygulamada, temel amaç kim temiz enerji üretiyor, kim temiz enerji tüketiyor, herhangi bir hataya, yolsuzluğa fırsat tanımadan bunun belgelenmesi. Umarım daha da yaygınlaşır.

13) Enerji arz güvenliği ile birlikte savunulan Türkiye’nin nükleer enerjiye geçiş süreci hakkında görüşleriniz nelerdir?

Tek bir şey söyleyeceğim: Aşırı pahalı ve bu yüzden elektrik üretimi için son derece gereksiz. Umarım YEKDEM’den sonra NEKDEM ana gündem maddemiz olmaz önümüzdeki senelerde. Nükleere harcanacak para elektrik ve enerji depolama sistemlerine, HV iletim hatlarına, yeşil hidrojene ve yeni teknolojilerin geliştirilmesine ve teşviğine harcanmalı. İyi hesaplandığında katma değerin çok daha yüksek olacağı gözükecektir. Akkuyu NES’in maliyeti sanırım 20 milyar EUR civarlarında, düşünün bu para ile nasıl bir temiz enerji yatırımı ve teknoloji dönüşümü yapılabilir.

14) Türkiye’de orman, kıyı inşaat yatırımları hız kesmeden yapılırken yenilenebilir enerjiye desteği ve ilgiyi nasıl yorumlamalı? Özellikle, yaklaşan COP26 ve Meclis’e sunulamayan Paris İklim Anlaşması ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Paris anlaşması tartışmaları artık tadını kaçırdı, birileri anlaşmayı imzalarsak çok büyük ekonomik zarara gireriz diyor, birileri de anlaşmayı imzalamaz isek çok büyük ekonomik zarara gireriz diyor. Çok tuhaf bir kuantum fiziği sendromundan bahsetmiyorsak, söylemlerden ikisinin birden doğru olması mümkün değil. Aslında geldiğimiz noktada bu anlaşmalar ne kadar önemli ondan da emin değilim. Zaten güneş-rüzgar santralleri en ucuz elektrik üretim yöntemi artık, daha da ucuzlayacak üstelik. Kullanmak için sadece akıl gerekiyor o kadar. COP26 da benzer bir etkinlik aslında. Problem çok net, çözümleri de çok net. Bu kadar çok tartışmaya, toplantıya, sözleşmeye, anlaşmaya gerek var mı? Sanki detayların ve bürokrasinin içinde boğuluyoruz ve zaman kaybediyoruz gibi geliyor uzun süredir.

15) Enerji politikaları ve çevre konusunda yerinde uygulamalar yapan ülkeler hangileri; neyi farklı yapıyorlar ve biz neredeyiz? Özellikle, topluluk enerjisinin ana kaynağı Enerji Kooperatifleri ve tüketim birleştirme konusunda neler söylemek istersiniz?

Bizde de enerji kooperatifleri bir ara oldukça gündemde idi, mevzuatların değişmesi ile birlikte süreç başlamadan bitti, umarım tekrar kaldığımız yerden devam etme şansımız olur. Belediyelere keşke daha büyük yetkiler verilse bu konularda ama genelde karar verici kurum merkezi hükümet oluyor. Belediyeler aslında bir arayüz olarak GES kurulu gücünün artmasına katkı sağlayabilirler. Örneğin belli bir ilçede ve hatta mahallede çatı üstü GES taleplerini toplayarak, kurulum maliyetini ucuzlatmak amacı ile şeffaf mikro ihaleler yapabilirler. Tüketim birleştirme konusu da çok önemli. Örneğin Antalya Belek’te 15-20 otelin birleşerek elektrik tüketimlerini karşılama amacıyla Burdur’da ortak bir arazi GES kurmaları ne kadar güzel bir uygulama olur. Mikro enerji politikalarında yapılması gereken en büyük değişiklik bürokrasinin kaldırılması ve yatırımcının önünün açılması olur. Çok büyük bir azimle bu işe girmemiş hiçbir vatandaş çatısına 4-5 güneş paneli kurmak için aylarca uğraşmaz. Bunlar birkaç günde sonuçlanması gereken süreçler olmalı.

16) Sürdürülebilir kalkınma içi boşaltılmış bir dev mi; yoksa mümkün mü? “Green washing” meselesi ve firmaların samimiyetine dair görüşleriniz nelerdir?

Bence içi boşaltıldı, bazen ben de kullanmak zorunda kalıyorum ama çok da hoşuma gitmiyor. Kapitalizmin ahlaksız kardeşi olan vahşi kapitalizm bu tanımları çok seviyor ve direkt gelir modeline çeviriyor. Yeşil badana yapan yüzlerce kişiye ve firmaya denk geliyorum sosyal medya kanallarında. Diğer 364 gün bu konulardaki faaliyetlerde adını bile duymadığımız firmalar her nedense dünya çevre günü, dünya güneş günü, dünya kadınlar günü vs. gibi özel günlerde itina ile hazırlanmış banner’ları ile karşımıza çıkıyorlar. Herhalde artık önemli olan tanım “içselleştirme” olacak. Mış gibi yapmak değil, gerçekten yapmak, yapmakla da kalmayıp bunu artık yeni yaşam stili olarak benimsemek, ister bu bir birey olsun, ister yüz bin çalışana sahip bir holding.

17) Dijital dünyadaki toplantı, proje, sohbet bolluğunun ve sosyal medya kanallarının bizim sektör için iyi-kötü yanları; eksik ya da başarılı uygulamaları sizce nedir?

Bazen, biraz moda olan işlerin tadını kaçırmakta üzerimize yok. Pandemi dönemindeki sohbetler, tartışmalar, webinar’lar ne güzeldi, inanılmaz bir bilgi alışverişi yaptık hep birlikte, ama artık tadında bırakmak lazım. Geçen haftalarda “ünlü” bir enerji portalının online-canlı yayınında 4 konuşmacı 2 izleyici vardı. Elbette online süreçler belli bir miktarda devam edecek ama artık kimse evinde hapis değil. O yüzden güzel bir denge oluşturmakta fayda var, sokak ve bilgisayar ekranı arasında. Dijitalleşmenin bence en güzel kalıcı avantajlarından biri “Gelelim bir çayınızı içelim” temalı gereksiz ve insanların hayatından haftalar-aylar götüren toplantıları günlük iş rutinimizden çıkartacak olması. Çayımızı da iş bittiğinde içeriz.

18) Karbon ayak izi- ticareti TR daha yolun başında ama dünyada süreç nereye gidiyor? Bir yerden sonra, kirleten bir nevi ödüllendirilecek mi; ne dersiniz?

Bunun da biraz tadı kaçtı mı acaba? Sanki bir günah çıkarma ritüeline dönmek üzere olay. Ben bugüne kadar çok günah işledim, şimdi bir ağaçlandırma projesinin finansal destekçisi olayım ve günahım (bugüne kadar yaptığı CO2 emisyonlarım) silinsin. Ancak, yüksek emisyona sahip ülkelerin ve şirketlerin artık bir karbon vergisi ile karşılaşacağı kesin gibi. Bu bilhassa Avrupa’ya ihracatı olan kurumları etkileyecek gibi gözüküyor.

19) Gündelik hayatınızda çevre, enerji, yemek vb. tüketim konularındaki hassasiyetleriniz? Pandemi sizin için neyi, nasıl değiştirdi?

Daha az et tüketmeye çalışıyorum. Pandemide ve diğer tüm benzeri hastalıklarda çok büyük bir yüzde ile bağışıklık sistemi düşük insanların zarar gördüğünü gözlemledim hep. Antalya’ya taşınma sebebimiz biraz da sağlıklı yaşam idi. En azından burada daha rahat spor imkanı var (yüzme-yürüyüş-masa tenisi), aynı şekilde daha sağlıklı bir gıda tüketimi de mümkün oldu. Diğer konularda zaten dikkatli olduğum için bir değişiklik olmadı, hala bir arabam yok 🙂

20) Bizler medya tarafında yıllardır yazıp çiziyoruz ama son 5 yılda iklim, yeşil enerji konuları tüm dünyada da gündem. Kariyer, akademi, medya, STK tarafı için önerileriniz nedir?

Birçok üniversite öğrencisi ile temastayız, hala çok basit şeyler öneriyorum onlara. Birincisi çok iyi İngilizce öğrenmeleri, ikincisi dünyanın herhangi bir coğrafyasında uluslararası bir deneyim kazanmaları. Yukarıdaki paragraflarda bahsettiğimiz konu başlıklarında birçok fırsat penceresi açılacak, ama birçok eski pencere de kapanacak. İşleri çok zor, mücadele etmeleri gerekiyor. Akademi tarafında temiz enerji konusunda hala büyük eksik var, var olan birçok kişinin bilgileri çok eskiye ait, güncellenmemişler (hala güneş pili diyen hocalarımız var mesela). Medya tarafı ise en kötüsü maalesef, ana akım medyada zaten enerjiden anlayan kişi sayısı tek basamaklı olabilir hala ülkemizde. Hiçbir kontrol/denetim mekanizması olmayan bazı enerji portallarında, sosyal medya kanallarında inanılmaz bir bilgi kirliliği var. Hiçbir vasfı olmayan ama çok sayıda takipçisi olan bazı kişilerin yalan-yanlış paylaşımlarını düzeltmek için bazen haftalarca çaba harcıyoruz, bir delinin kuyuya attığı taş misali. Sözüm meclisten dışarı, birkaç istisna dışında STK tarafı da çok kötü. Dünyada güneş enerjisi-temiz enerji konusunda onlarca derneği olan tek ülkeyiz. Yapılması gerekenlerin çok net olduğu bir sektördeyiz, durmadan neredeyse her hafta yeni bir dernek kurulumunun bir anlamı yok, eğer amaç dernek yöneticilerinin kişisel ve ticari halkla ilişkiler faaliyeti değilse. Keşke derneklerin üyelerine ve kamuoyuna yaptıklarını sürekli şeffaf şekilde raporlayan profesyonel yönetimleri ve yine profesyonel genel müdürleri olsa (ticari faaliyeti olmayan). Bazı derneklerin “içimizdeki İrlandalı misali” güneş enerjisi sektörüne büyük zarar veren faaliyetlerini gözlemledim son 4-5 yılda. Umarım bu bir geçiş dönemiydi ve artık geçmişte kalmıştır. Bence bu son 6-7 yılda birçok yatırımcı ve sektör oyuncusu da kim İYİ, kim KÖTÜ artık net olarak öğrenmiştir.